16:20 - Gül Gökçe Korkmaz, müziğin “Multitasking Kızı” olma yolunda
16:00 - Alanya’nın güçlü ismi Mahir Alkan’dan müzik sektörüne iddialı giriş
00:20 - Oyuncu Abdullah Topal, performansıyla büyülüyor
22:35 - Cuma Şahan SHN eteketiyle múzik yapimciligina soyundu.
13:00 - Medikal estetikte doğru bilinen 3 yanlış
12:35 - Zarafetin Adı: Gül Erda Nişantaşı’nda Yine Göz Kamaştırdı
01:40 - “Kral Dairesi” ilk kez seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor
00:30 - Zümra’nın yeni şarkısı Türk olduğu için Arap ülkelerinde savaş yüzünden yasaklandı
20:20 - Yönetmen Nihat Alptekin’in Ödüllü Oyunları Avrupa’dan Kuzey Kıbrıs’a Uzanıyor
00:25 - İBB’den tiyatroya iki modelle destek: “Amaç hem sanatçıyı hem seyirciyi korumak”
Boşanan bir kadının yeniden evlenebilmesi için 300 gün beklemesi gerektiğini duymuşsunuzdur.
Boşanan bir kadının yeniden evlenebilmesi için 300 gün beklemesi gerektiğini duymuşsunuzdur. İşte bu kural, yıllardır Medeni Kanun’da yer alıyor. Kadının bu süre dolmadan evlenememesi, hukuk dilinde “iddet müddeti” olarak biliniyor. Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi bu sürenin iptali için yapılan başvuruyu reddetti ve uygulamanın devamına karar verdi. Bu kuralın amacı, eski evlilikten doğabilecek bir çocuğun soybağında karışıklık yaşanmamasını sağlamak. Türk Medeni Kanunu’nun 132. maddesi açıkça şöyle diyor: “Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün geçmedikçe evlenemez.” Ancak aynı maddede, kadının doğum yapması veya hâkim kararıyla bu sürenin kaldırılması da mümkün.

Av. Tamer Acaroğlu konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede “Mahkeme, kararında soybağının düzenlenmesini toplumsal düzen ve kamu yararı açısından gerekli görmüştür. Bu noktada, Anayasa’nın 41. maddesinde aile kurumunun korunması, 4721 sayılı TMK m.282 ve devamında soybağının düzenlenmesi ile kamu yararı arasında bağlantı kurulmuştur. Ayrıca, Anayasa m.10’da yer alan eşitlik ilkesine aykırılık iddiası da tartışılmış; fakat Mahkeme, erkek ve kadın arasında biyolojik farklılık bulunduğu gerekçesiyle düzenlemenin “makul ve ölçülü” olduğu kanaatine varmıştır. Burada haklı kabul edilebilecek tek husus soy bağının karışabileceği detayıdır. Bunun dışında elle tutulur haklı bir gerekçesi mevcut değildir. “dedi.

Açıklamalarına devam eden Av. Tamer Acaroğlu “Buna karşılık, eleştiriler de güçlüdür. Öncelikle, modern DNA testleriyle soybağının bilimsel olarak kısa sürede kesin biçimde tespit edilebildiği bir dönemde, kadına 300 günlük sınırlamanın yüklenmesi çağdaş aile hukukuyla bağdaşmamaktadır. Ayrıca, erkek için benzer bir kısıtlama bulunmaması, Anayasa m.10’daki eşitlik ilkesinin özüne gölge düşürmektedir. Kadının yeniden evlenme hakkının bu denli sınırlandırılması, Anayasa m.20’de güvence altına alınan özel hayat ve aile hayatına saygı hakkıyla da çelişebilir. Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi kararı geleneksel hukuki gerekçeleri korumakla birlikte, toplumsal cinsiyet eşitliği ve bireysel özgürlükler bağlamında tartışmaya açıktır. Reform ihtiyacı, hem hukukçuların hem de toplumun gündeminde güncelliğini korumaktadır.” diyerek açıklamasını tamamladı.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.