16:45 - “Konken Partisi” oyununun galasına ünlü isimlerden ve tiyatroseverlerden yoğun ilgi
14:45 - Selen Görgüzel ucuz atlattı: Işık üzerine düştü
07:40 - Dünya pil günü’nde Duracell’den gücün gerçek anlamı
12:25 - “Allah’a Adanmak”: Cihad Kavramına Kaynak Temelli Bir Yaklaşım
18:55 - Petek Dinçöz Batum’u Salladı: “14 Şubat’ın En Şık Kadını Benim!”
03:20 - Selma Kavas eserleriyle göz kamaştırdı
01:55 - 14 Şubat’ta aşkın izlerini bırakan şarkı; Selen Görgüzel “Ayıpsız Olsun Ayrılık”
17:10 - Ünlü sanatçı Esra Öztürk’e ödül
14:05 - Bahar Gelir’den Gönüllere Dokunan Yeni Tekli: “Selam Olsun”
Boşanan bir kadının yeniden evlenebilmesi için 300 gün beklemesi gerektiğini duymuşsunuzdur.
Boşanan bir kadının yeniden evlenebilmesi için 300 gün beklemesi gerektiğini duymuşsunuzdur. İşte bu kural, yıllardır Medeni Kanun’da yer alıyor. Kadının bu süre dolmadan evlenememesi, hukuk dilinde “iddet müddeti” olarak biliniyor. Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi bu sürenin iptali için yapılan başvuruyu reddetti ve uygulamanın devamına karar verdi. Bu kuralın amacı, eski evlilikten doğabilecek bir çocuğun soybağında karışıklık yaşanmamasını sağlamak. Türk Medeni Kanunu’nun 132. maddesi açıkça şöyle diyor: “Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün geçmedikçe evlenemez.” Ancak aynı maddede, kadının doğum yapması veya hâkim kararıyla bu sürenin kaldırılması da mümkün.

Av. Tamer Acaroğlu konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede “Mahkeme, kararında soybağının düzenlenmesini toplumsal düzen ve kamu yararı açısından gerekli görmüştür. Bu noktada, Anayasa’nın 41. maddesinde aile kurumunun korunması, 4721 sayılı TMK m.282 ve devamında soybağının düzenlenmesi ile kamu yararı arasında bağlantı kurulmuştur. Ayrıca, Anayasa m.10’da yer alan eşitlik ilkesine aykırılık iddiası da tartışılmış; fakat Mahkeme, erkek ve kadın arasında biyolojik farklılık bulunduğu gerekçesiyle düzenlemenin “makul ve ölçülü” olduğu kanaatine varmıştır. Burada haklı kabul edilebilecek tek husus soy bağının karışabileceği detayıdır. Bunun dışında elle tutulur haklı bir gerekçesi mevcut değildir. “dedi.

Açıklamalarına devam eden Av. Tamer Acaroğlu “Buna karşılık, eleştiriler de güçlüdür. Öncelikle, modern DNA testleriyle soybağının bilimsel olarak kısa sürede kesin biçimde tespit edilebildiği bir dönemde, kadına 300 günlük sınırlamanın yüklenmesi çağdaş aile hukukuyla bağdaşmamaktadır. Ayrıca, erkek için benzer bir kısıtlama bulunmaması, Anayasa m.10’daki eşitlik ilkesinin özüne gölge düşürmektedir. Kadının yeniden evlenme hakkının bu denli sınırlandırılması, Anayasa m.20’de güvence altına alınan özel hayat ve aile hayatına saygı hakkıyla da çelişebilir. Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi kararı geleneksel hukuki gerekçeleri korumakla birlikte, toplumsal cinsiyet eşitliği ve bireysel özgürlükler bağlamında tartışmaya açıktır. Reform ihtiyacı, hem hukukçuların hem de toplumun gündeminde güncelliğini korumaktadır.” diyerek açıklamasını tamamladı.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.